|
|
Değerli Ziyaretçilerimiz, Balımız tükendiği için yaklaşık 5 aydır taleplerinizi bekletmek zorunda kalmıştık. Nihayet bu hafta itibari ile 2011'in balını kovanlarımızdan almaya başlıyoruz. Kendi balımız dışında hiç bir |
|
 |
| üreticinin balını temin etmeyiz. Kendi çapımızda ürettiğimiz ve her ne nedenle olursa olsun en ufak katkı içermeden ürettiğimiz ballarımızı sipariş vererek temin edebilir ve gerçek bal tatmış olma ayrıcalığına sahip olabilirsiniz. |
| (15/08/2011 www.gercekbal.com) |
Bal dediğimizde doğal olarak hepimizin aklına o nefis tadı ve aroması gelir, pek düşünmeyiz çiçek balı mı, çam balı mı, kestane balı mı diye. Aslında bal öyle bir gıdadır ki her birisi bir diğerinden farklıdır. Aynı kovandan aldığınız iki çerçeve balın tadı, kıvamı, rengi bile bir olmayabilir. Kendine has rengi, görünüşü, kokusu ve tadı olan balı aslında biraz incelemeye kalktığımızda uçsuz bucaksız bir yola girdiğimizi anlarız. Biraz deneyimlerimizi, gördüklerimizi, bildiklerimizi paylaşarak çiçek balını, balın kalitesini, diğerlerinden farkını izah etmeye çalışacağız.
Şurası kesindir ki ballı bitkiler yani arıların bal için gerekli özleri toplayabildiği bitkiler bal üretimi için çok önemlidir. Bu nedenle ülkemizin farklı bölgelerinde elde edilen ballar, temelde bitki örtüsü (flora) nedeni ile farklılıklar içerir. Kestane balı bilindiği üzere kestane çiçeğinden elde edilirken, çam balı daha çok Türkiye ve Yunanistan’da çam ağacı üzerinde yaşayan bir böceğin salgısının arılar tarafından işlenmesi ile elde edilen bir baldır. Her iki balda çiçek balına göre daha koyu renktedir ve kristalleşmeye karşı daha dayanıklıdır. Biz konumuz olan çiçek balına dönecek olursak işin boyutu biraz daha farklılaşıyor. Çünkü ayçiçeğinden elde edilen bal bir çiçek balıdır, anadolu’nun yüksek bölgelerinde, yüzlerce ve içlerinde nadir bulunan tür çiçeklerden elde edilende çiçek balıdır. Bu nedenle çiçek balı denildiğinde kalite konusu biraz hassaslaşır. Tabi burada tüm balların daha önce tariflediğimiz şekilde tamamı ile saf ve katkısız olduğunu düşünerek yorumluyoruz. Üretimde yada paketlemede yapılan bir gr’lık katkı dahi bizim açımızdan değerli değildir ve yorumlarımız bu tür balları kapsamaz.
İşte anadolumuzun nadir ve kaliteli çiçeklerinden elde edilen ballar diğerlerine oranla daha değerli ve fiyat açısından pahalı olmaktadır. Bir çiçek balında kaliteyi neler belirler ? (En önemlileri)
- İlaç Etkisi Olmamalı : Öncelikle bal tarım ilacı ya da arıya verilen ve kanserojen madde içeren ilaç etkilerini hiçbir şekilde içermeyecek. (Yani tarım arazisi olmayacak üretim bölgesinde)
- Hiç bir katkı içermemeli : Bal üretimi ve paketleme sırasında (özellikle süzme) hiç bir suretle katkı verilmeyecek ve süzme bal işlenmeyecek (kaynatılmayacak) Bal kovandan alındığı gibi (ham bal) olacak.
- Üretildiği yer : Balın üretildiği bölgenin bitki yapısı, çiçek çeşitliliği ve çiçeklerin / bitkilerin türleri önemlidir. Düz arazilerde benzer çiçek çeşitleri varken dağlık ve yükseklik farkı olan bölgelerde daha çok tür çiçek vardır. Ayrıca çiçeklerin türleri ve çeşitlilikleri bölgeye göre değişir. Ayçiçek balı ile anadaolunun yüksek kesimlerinde üretilen çiçek balı asla bir tutulamaz.
- Arıların cinsi ve gücü :Arıların cinsi balın kalitesinde önemlidir. Bazı arı türleri diğer arıların bal alamadığı çiçeklerden dahi bal alabilir. Ülkemizdeki en iyi türlerden birisi Kafkas cinsi arıdır. Arıların sağlıklı ve güçlü olmalarıda ayrıca önemlidir. Bu nedenle bal üreten arılardan arı sütü ve polen toplanmamalıdır, kışın arıya yiyeceği kadar bal bırakarak ilkbahar ve yaz’a güçlü çıkmasını sağlamak önemlidir. (Bu nedenle polen toplamıyoruz) Hep duyarız arıcılardan “kışın şu kadar arım öldü” vs diye, bunun nedeni bellidir.
Bu 4 temel unsur balın kalitesini direk olarak etkilemekle birlikte (başka minor etkenlerde mevcut) çok önemli bir ipucu bir balın saf olduğunu tahmin edebilmek için; Saf bal üreticileri balı kovandan olduğu gibi alır. Yani sezon bitti, arılar bal yapamıyor artık ve kovanlarda yarım kalmış sırlanmamış petekler var. İşte bu yarım kalmış, sırlanmamış petekler en iyi baldır. Neden ? Çünkü arıya katkı veren arıcı yarım kalan çerçeveyi şeker vb katkılar ile takviye ederek tamamlatır. Çünkü tüketiciler balın görünüşünü önemser, ya da zaten bu bal süzme olur. Ne kadar dolu ve ağır olursa arıcı için o kadar iyidir. Oysaki gerçek arıcı petekleri bu şekilde yarım olarak alır. Büyük olasılıkla demektir ki bu arıcı takviye yaparak balı tamamlatmamış. Ayrıca yarım petekler genelde sona kalan ballar olduğu için; arı artık normal zamanda tercih etmediği çiçeklerden ve bitkilerden dahi bal getirmeye çalışır. Bu açıdan da balın kalitesi göreceli olarak artar. Marketlerdeki ucuz petek ballara bakınız, hiç yarım kalmış ya da sırlanmamış bal var mı ? Bizden yada başka yerden almış olduğunuz saf balların bir kısmı tamamen sırlanmış iken bir kısmının ise bu şekilde sırlanmamış olmaması bu nedenledir. Yoksa biraz katkı ile balı doldurmak ve daha çok para kazanmayı kim istemez ? (Biz istemeyiz..)
Dğerli ziyaretçilerimiz, Öğretmenlik mesleğimizin yanı sıra, 40 yılı aşkın bir süredir hiç bir ticari kaygımız olmadan elimizden geldiğince hep aynı anlayışla oldukça sınırlı sayıdaki kovanlarımız ile arıcılık yapmaktayız. Bununla birlikte yerli ve yabancı (özellikle bilimsel çalışmalardan) kaynaklardan da faydalanarak arıcılık ve arı ürünleri hakkındaki bilgilerimizi sitemiz vasıtası ile paylaşarak bal ve diğer arı ürünleri tüketicilerini bilinçlendirmek için gayret ediyoruz. Özellikle bize gelen mesajlarda ve görüşmelerimizde ziyaretçilerimizin ”gerçekten ürettiğiniz bal saf mı, biz kimseye inanamıyoruz” ve benzeri şekilde ifadeleri dikkatimizi çekiyor. Bu nedenle diğer yazılarımızda da belirttiğimiz bazı hususları biraz toparlamak istiyoruz ;
Saf Bal, Gerçek bal, organik bal ve benzer ifadeler bizce “üretim aşamasından, tüketicinin eline geçene kadar hiç bir işlem görmemiş (kaynatılmamış vs), içine ek katkı konmamış (aroma, reçelimsi şuruplar vs) , arılara; kek, şeker vb takviye hiçbir miktar ne nedenle yapılmamış, bal mevsiminde arıya ilaç verilmemiş, tarım ve yerleşim birimlerinden yeteri miktarda uzak olan bölgede üretilmiş” bal için kullanılmalıdır. Kısaca 1000 yıl önce üretilen bal ne ise o dur. Bunun yanında balın üretildiği bölgeye, arıların cinsine vb etkenlere göre balın kalitesi değişir.
Arıcının yanına gizlice gidip arıya bir katkı vs verip vermediğini görmekten ya da kendi balınızı üretmekten başka bir şekilde balın saf olduğunu alamanız pek mümkün değildir. Basit tahlil yöntemleri sadece baldaki bazı değerlere bakarak sonuç verir ve buna göre çoğu bal saf çıkar. Neden 13 TL’ye (toptan alırsanız 8-9TL) bal varken 150-200 TL ye’de bal satılır ve fiyatı ne olursa olsun hepsi saf diye satılır. O zaman bu fark neden ? Şunu biliyoruz 8-10 TL’ye toptan bal alıp yol kenarlarında saf diye 50 TL’ye satılır. Neden ? Çünkü tüketicinin bunu anlaması zordur, nasıl anlayabilirsiniz ki ? Saf bal üretmek ciddi emek ister, ciddi risk içerir eğer geçiminizi arıcıktan sağlıyorsanız (hiç bal üretemeyebilirsiniz şartlara göre) ve en önemlisi ciddi vicdan ister. Çoğu arıcı kendi ailesine kendi ürettiği balı yedirmez neden ? Şuna benzer, bazı marka otomobili satan firma sahiplerine bakarsanız BMW, Mercedes’e biner neden sattıkları marka arabaya binmezler ? Çünkü ticaret başka, tüketim başkadır.
Balın görünüşü, tadı, kokusu kıvamı vs aldatıcıdır. Bizim aynı yıl, aynı kovandan aldığımız iki çerçeve balın tadında fark varken, piyasaya sürülen balların çoğunun tadı sonradan eklenen aroma sayesinde standarttır.
Türkiye’de pek bilinmez ancak gelişmiş ülkelerde “RAW HONEY” ve “PURE HONEY” kavramı vardır. Raw yani Ham bal, arıcının kovandan aldığı balın hiçbir süreçten geçmeden tüketiciye ulaşmasıdır. Süzme ya da petekli olması farketmez. Ancak piyasadaki balların büyük kısmı rafta balların kristalize olmaması için kaynatılmış olur. Bu işlem balın değerini ciddi ölçüde düşürür. Pure honey ise bala aroma, mısır şurubu vs reçelimsi katkıların verilmediğini ifade eder ancak rafta kristalize olmaması için işlem görmüş olabilir. Gerçekbal olarak bizim doğal önerimiz tükettiğimiz balın RAW yani HAM bal olmasıdır.
Bahsettiğimiz üzere bal alırken güvenmekten başka pek bir çare yok. Her arıcı kendi balına saf der, kimse sattığı bala katkılı demez, %3-%5 saf bal üretilirken balların %100′ü saf oluyor piyasada. Bizim, ailemizin, bizi tanıyanların işi çok kolay çünkü bir güven dertleri yok. Bizim işimiz çok kolay çünkü ticari bir kaygımız yok. Balımız satılmasa bile biz, ailemiz ve torunlarımız bol bol yiyor. Geçen yıl üretmiş olduğumuz bal Mart-Nisan gibi tükenmişti ve Eylül ayına kadar kimse bizden bal alamadı. Oysaki çevremiz arıcı dolu istediğimiz kalitede ve fiyatta bal bulup bunu pazarlayabilirdik. Aynı şekilde toptan bal talebi geliyor, 1 ton, 3 ton, 20 ton gibi. Kimseye toptan bal vermedik ve vermeyiz, zaten bu kadar üretimimiz yok. Diğer bal satan , üreten yerlerden aynısını isteseniz ne olur sizce ?
Biz arısütü ve polen almayız arılarımızdan (saf bal üretimi yaptığımız için arı için çok gerekli). 2-3 kg civarı propolisimiz vardı, hiç bir ücret almadan ve bal alsın almasın ihtiyacı olduğunu söyleyenlere birer miktar ücretsiz gönderdik. Kimseden propolis için ücret talep etmedik . Propolis’in kg’mı kalitesine göre değişmekle birlikte 2-6 bin TL dir ve propolisimiz bitmek üzeredir.
Bunu bu açıklıkla belirtmemizin nedeni malesef bala, arıcıya olmayan güvendir. Bundan nasibimizi almak istemeyiz. Biz arılarını gezdiren yılda 2-3 defa bal üreten arıcılardan değiliz. Yılda bir defa ve tek yerde bal üretiriz. Emin olmak isteyen ziyaretçilerimiz istedikleri zaman ziyaret edebilirler ve nasıl üretildiğini görebilirler, istedikleri kovanları kontrol edebilirler. (Temmuz-Ağustos arası bal üretimi olur onun dışında bal üretimi olmaz.). Her arıcıyı bu açıklıkla ziyaret edemezsiniz.)
Saygılarımızla.
Türkiyede olduğu kadar dünyanın neredeyse tamamında bal ve diğer arı ürünleri aynı derecede öneme ve anlama sahiptir. Hatta özelllikle biyoloji ve kimya alanında gelişmiş, ilaç ve kozmetik sanayinde dünya lideri olmuş ülkeler bal , polen, arısütü ve propolis ile ilgili çok detaylı bilimsel araştırmaları yıllardan beri devam ettirmektedirler. Bu nedenle bal kültürü ve arıcılık dünyanın her yerinde büyük öneme sahiptir. Hatta biz ülke olarak bal kültürü ve kullanımı konusunda çok ileri değiliz. Örneğin birçok ülkede krema (kristalize olmuş) ballar tüketiciler tarafından tercih edilirken biz kalitesiz, şekerli bal diye çöpe atarız. Halkımızdaki bu gibi ön yargılı düşünceler arıcılık konusunu suistimal edenlerin işine yaramaktadır.
Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere balın gerçekten hiç katkı verilmeden üretilip üretilmediğini anlamak standart tahlil yöntemleri ile mümkün değildir. Bu nedenle biraz şeker, kek gibi karışımlar vererek birazda doğadaki çiçeklerden faydalanarak bal üretip, standart tahlillerden geçirdikten sonra “saf bal” sertifikası almak hiçte zor değil. Bu nedenle gerçekten saf bal tüketmek biraz tüketicinin bilincine, biraz balın satıcısına ama en çok balı üreten arıcının vicdanına kalmıştır. (daha fazla…)
İşte arıların ‘sır’lı dünyası
Doğada çalışkanlıklarıyla ün yapan arılar, yaklaşık 42 günlük ömürlerinde, ”mucizevi besin” balı üretirken kat ettikleri mesafeler, iletişim becerileri, savunma mekanizmaları ve örnek yardımlaşmalarıyla dikkati çekiyor.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, bal arılarının, ”bal”, ”bal mumu”, ”arı sütü”, ”arı zehiri”, ”polen” ve ”propolis” gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli ürünleri üretmesi ve toplaması yanında doğal ve tarımı yapılan bitkilerde sağladığı tozlaşma hizmetleriyle de doğal denge ve tarımsal üretimde hayati önemi bulunuyor.
Bal arıları, herhangi bir yuvada koloni oluşturarak yaşamlarını sürdürür. Aile yaşamında iş bölümü, yardımlaşma ve çalışkanlık temel kurallarıdır. Bir bal arısı ailesi, ”ana arı”, ”işçi arı” ve ”erkek arı” olmak üzere, birinin görevini diğerinin yapamadığı üç farklı bireyi içerir.
”Bey” ya da ”kraliçe” olarak bilinen ana arı, ana arı hücresine bırakılan döllü bir yumurtanın larva döneminde, işçi arı olacak larvaya göre daha sık ve daha zengin gıda (arı sütü) ile özel beslenmesi sonucu yumurtadan yetişkine toplam 16 günde oluşur. Ana arı kolonideki en önemli birey olup, koloni verimliliği ve arıcının gelir düzeyi üzerinde doğrudan etkide bulunur. Tek görevi olan yumurtlaması sayesinde koloninin sürekliliğini devam ettirir.
Yumurtadan yetişkine toplam 21 günde oluşan işçi arılar, koloni için gerekli olan tüm işlerin yerine getirilmesinden sorumludur. İlkbahar ile sonbahar arısındaki aktif dönemde ömürleri yaklaşık 42 gün olan işçi arılar, ilk 21 günde kovan içinde iç hizmet arısı olarak temizlik, yavrunun ve ana arının beslenmesi, arı sütü salgılama, balın olgunlaştırılması, mum salgılayarak petek örme ve kovan girişinde bekçilik gibi görevleri üstlenir. Çıkıştan sonraki ikinci 21 günde ise dış hizmet arısı olarak nektar (bal özü), salgı, polen, su ve propolis toplarlar.
Yeni yetiştirilen ana arılarla çiftleşmeleri dışında herhangi bir görevi olmayan erkek arılar ise hazır tüketici konumundadır. Bu yüzden görevleri gereği ilkbaharda, özellikle oğul döneminde ana arı ve işçi arıların aksine, ana arının dölsüz yumurtlaması sonucu yumurtadan yetişkine 24 günde oluşur. Oğul mevsiminin bitmesine müteakip görevleri de bitmiş olacağından, yazın ve erken sonbaharda işçi arılar tarafından kovan dışına atılarak ölüme terk edilir. Erkek arılar, zehir bezi ve iğne gibi organlara sahip olmadığından kendilerini savunamaz.
-SAATTEKİ HIZLARI 50 KİLOMETREYE YAKLAŞIYOR-
Arıların başlarında gözleri, duyargaları ve beslenme organları bulunur. Baş, vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın, segment denilen halkalardan oluşur.
Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit gözü vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşur. Bileşik göz, ana arıda 3 bin, işçi arıda 4 bin, erkek arıda 8 binden fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelir.
Başta bir çift duyarga bulunur. Bunlar koku, tat ve dokunma hissetme duyularını sağlar. Duyargalar içerisindeki sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilirler. Arıların duyargaları o kadar hassastır ki, iki kilometre mesafeden balın kokusunu alırlar.Göğüs, arının hareket merkezidir. Orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri, polenin kovana taşınması görevini görür.
Kanatlar çok ince zar şeklinde olup iki çifttir. Uçuşta arka kanatlardaki kanca sayesinde ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 kilometreye yaklaşır.
Arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz. Arıların sokması, savunmalarının en son aşamasıdır. Önce sesle uyarırlar, daha sonra toplu halde gürültü yaparlar, hala tehlike hissederlerse hızla tehlike gelen yere doğru uçup çarparak korkutmaya çalışırlar, bu da olmazsa en son sokarlar. Arının iğnesi böceklere karşı savunma olduğundan sert kabuktan çıkabilir, insan ve hayvan etinden çıkmaz. İğnesi bağırsaklara bağlı olduğundan iç organları parçalanır ve telef olurlar.
-DAKİKADA 11 BİN 400 KEZ KANAT ÇIRPABİLİYORLAR-
Arıları diğer bazı hayvanlardan üstün kılan özelliklerinden bazıları şöyle:
- Bir kilo bal için 40 bin arının 6 milyon kez çiçeğe konması gerekir.
- Dünyanın en hızlı bilgisayarlarından biri saniyede 16 milyar aritmetik işlem yapabilir. Bal arısı ise aynı sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapma kapasitesine sahiptir.
- 10 mikrovattan daha az enerji tüketen bal arısının beyni, günümüzde üretilen en verimli bilgisayardan 100 milyon kat daha üstündür.
- Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını toplayabilir ve 100 bin kilometre boyunca kanat çırpabilir.
- Bir koloninin bir kilogram bal üretebilmesi için dünyanın etrafını 6 kez dönmeye eşdeğer bir uçuş yapması, bir arının dünyanın çevresini dönmesi için yaklaşık 25 kilogram bal tüketmesi gerekir.
- Uçan bir arının her kilometrede, enerji için yarım miligram (gramın 2 binde biri) bala ihtiyacı bulunur. Bir arı bir litre balla 25 kilometre hızla ve saniyede 200-250 kez kanat çırparak 3 milyon kilometre kat edebilir.
- Kraliçe arının bir günde yumurtladığı yumurta ağırlığı, kendi ağırlığının 20 katına erişebilir.
- Arı, vücut ağırlığının 330 katı yük çekebilir.
- Bir petek gözünün derinliği 12 milimetre, duvarlarının kalınlığı ise milimetrenin 20′de biri kadardır. Buna rağmen bal ile doldurulduğunda petek hiçbir zarar görmez.
- Bir işçi arı, 42 günlük hayatı boyunca çay kaşığının 12′de biri kadar bal yapabilir.
- Bir bal arısı, bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.
- Arılar, birbirleriyle dans ederek iletişim kurar. Bal arası dans ederek diğer bal arısına nektar ve polenin nerede olduğunu işaret eder.
- Arılar mavi rengi ayırt edebilir, ancak kırmızıyı, koyu gri ve siyah olarak algılar.
- Bal arıları dakikada 11 bin 400 kez kanat çırpar, bu da vızıltı sesinin nedenidir.
(Zaman Gazetesi 04.08.2011 )
“Arı” dendiğinde çoğumuzun aklına ilk belkide sadece bal gelir. İşin ilginç yanı ise bal dendiğinde hemen kafamızda emsalsiz tadı olan bal şekilleniverir. Aslında arı dediğimiz bu mucizevi varlık sadece bal üretmez. En az bal kadar, belki belli konularda baldan çok daha üstün başka gıdalarda üretir. Bunlar arı sütü, polen ve içlerinde en az bilineni olan propolistir ya da diğer adı ile arı yapışkanıdır (bee glue). Bu yazımızda propolisin ne olduğunu ve insana ne tür faydalar sağlayabildiğini paylaşacağız.
Propolis nedir?
Propolis oldukça sert , arıların bitki reçinelerinden ve özlerinden toplayarak kovanlarındaki açık ya da çatlak kısımları kapatmak ve kovanı sterilize etmek için ürettikleri resinöz bir maddedir. Arılar virus ve bakterilerden etkilenmezler, bu konu her ne kadar hala araştırma konusu olsa bile nedeninin propolisten kaynaklandığı tezi kabul görmüştür. Bunun yanında kraliçe arının yumurtalarını bıraktığı kutucukların üstü ince bir propolis astarı ile arı tarafından kapatılır.
Propolisin içeriği nedir?
Bahsettiğimiz üzere arının belli ağaç ve bitkilerden topladığı reçineleri kendine haz özümsemesi ile oluşur. Önemli oranda magnesyum, kalsiyum, fosfor, potasyum , B1 ve B2 vitaminleri, beta karoten ve P Vitamini (bioflavonoid) içerir.
İçeriğindeki en önemli olan ve propolise gücünü veren madde bioflavonoid’dir. Bu madde insandaki kılcal damarların ve bağlayıcı dokuların güçlenmesi için çok önemlidir. Bunun yanında vucüdün C vitaminini emmesini ve bunu kullanmasını kolaylaştırır. Solunum yolları enfeksiyonlarını , kanayan diş etleri, ağız yaraları , damarlardaki varisler ve daha birçok hastalığın tedavisi için çok enemli bir etkendir. Bu nedenle sağlık sektöründe ve özellikle ilaç üretiminde yoğun olarak kullanılır.
Propolis antiviral, antibakteriyel, antiseptik ve antifungaldır.
Propolis bir dönemler “Rus penisilini” olarak isim yapmıştı. Bunun nedeni Rus bilimadamlarının propolis üzerinde yaptıkları önemli çalışmalardır. Bu çalışmalarından en önemlisi propolis verdikleri bir grup tavşanın , propolis verilmeyenlere göre hastalılı hücrelere karşı çok daha dayanıklı olduklarını ispatlamalarıdır. Hatta ve hatta yapılan çok sayıdaki denemelerde propolis verilen hayvanların , sadece antitoksin verilenlere göre dahi, hastalıklara karşı kat ve kat dayanıklı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Belkide propolisin en büyük özelliği bilinen antibiyotiklerden çok çok daha etkili ve güvenli oluşudur. Propolis’in yan etkisi, toksik etkisi yoktur. Birçok antibiyotik gibi insan vücüdunda bulunan faydalı bakterileri yok etmez. Bu nedenle doğada bulunan en güçlü antibiyotiğin propolis olduğu bilim dünyası tarafından kabul görmüştür.
Propolis tercihi ve temini
Öncelikle şunu belirtelim, her propolis aynı kalitede değildir. Bitkilerin reçineleri salgılama oranlarının ve çeşitliliklerinin yüksek olduğu bölgelerdeki propolisler daha iyidir. Bu bölgeler özellikle kuzey iklimleridir. Özellikle Kanadanın bazı bölgelerinde elde edilen propolislerin en iyi propolisleri olduğu söylenebilir.
Türkiyede üretilen propolislerde oldukça kaliteli olmakla birlikte, ülkemizde genelde ithal propolis satılmaktadır. Bunun nedeni dışarıdan ucuz , kalitesi düşük propolis getirilebilmesidir. Propolis toz, sıvı ile karıştırılarak, tablet şeklinde yada saf olarak temin edilebilmektedir. Gerçekbal olarak sadece kendi arılarımızdan elde ettiğimiz sınırlı sayıdaki saf propolisi dileyen ziyaretçilerimize max 200 gram (mümkün olduğunca fazla kişiye verebilmek için) olarak gönderebileceğiz. Saf propolis sıcak su içinde eritilerek ya da ağızda emilerek kullanılabilir. Yapışkan olduğu için çiğnenmemesi gereklidir. Günde bir ya da iki defa 500mg propolis tüketmek yeterlidir.
|
|